Çok garip ve uzun bir rüya gördüm dün.
Bir ay önce filan, annemle babamın Rusya’dan döneceği gece rüyamda annemlerin geciktiğini, onları almaya benim gittiğimi ve saat sabaha karşı olduğu için karşıya geçmek yerine taksimde otelde kalmaya karar verdiğimizi görmüştüm.
Annemler otele yerleşiyorlar, ben de kendi odama geçmek için yanlarından ayrıldığımda benim odamın sokağa atılmış bir yataktan ibaret olduğunu görüyorum ve ‘neyse yapacak bir şey yok’ diyerek yatıyorum yatağa. Sokaktan geçenleri izliyorum bir süre, sonra eski sevgililerimden biri gelip yanıma yatıyor, ‘Şu an arkadaş olabiliriz ama bir geçmişimiz olduğu için birlikte yatmamız uygun olmaz’ diyorum, gene de beraber uyuyoruz. Yatağın ucunda bir travesti var, hasta gibi yatıyor. Uykuya dalıyorum ve rüyamda yan taraftaki pastaneden poğaça aldığımı görüyorum.
Uyandığımda bostancı sanayiden bizim siteye geçen dar, çalılı yoldayım. Zuhalin kucağında yatıyorum ve karnımda aynı sıcaklığı hissediyorum. Elini tutuyorum ve ‘bu işe bulaşmamalıydık hiç Zuhal’ diyorum. Çok sakinim, sanki vurulmasam da zaten o gün ölecekmişim gibi karşılıyorum. Zuhal kafamı okşuyor ve uykuya dalıyorum.
Yatağımda uyanıyorum, her zaman sarıldığım pandama sarılmışım, bir kısmına kafamı koymuşum, karnıma bakıyorum vurulmamışım, karnım şiş. ‘hamile kalmışım’ diyorum ve uykuya dalıyorum.
Bu sefer biri tarafından uyandırılıyorum, sakallı iri bir çocuk. ‘Ezgi kafanı kaldır, kolum uyuşmuş canım’ diyor, ‘Ne güzel sesi var’ diyorum. Mırıldanıyorum, kafamı kolundan kaldırıp göğsüne koyuyorum ve uykuya dalıyorum.